sahinyildirim.com
   kitaplar arasında


__________kimdir

_______eleştiriler

_______söyleşiler

______denemeler

________öyküler

_kitaplar arasında

_________yapıtlar

_________iletişim


                                                                                                                                                                                                                                                                       

 

 

            

                           

 

Ahmet Büke

İzmir Postası’nın Adamları

Kanat Kitap 2004 yılında “değerli” kitaplar armağan etti edebiyat dünyamıza. Bu kitaplardan biri de Ahmet Büke’nin İzmir Postası’nın Adamları adlı öykü kitabı.
Ahmet Büke’yi Adam Öykü’deki  öykülerinden tanıyordum. Kitabını alıp okuyunca öykü evrenimizde kendine yer edinmeye çalışan, hatta bunu başaran bir yazarla karşılaştım. Ahmet Büke’nin anlatımında hep bir usta öykücü çalımı dikkati çekiyor. Özellikle uzun sayılabilecek(sayfa olarak) öykülerinde daha bir emin adımlarla öyküsünü kurduğunu görmek mümkün Büke’nin. Göreceli olarak daha kısa öykülerinde aynı başarıyı yakaladığını söylemek zor. Bundan olsa gerek, genel olarak uzun soluklu(yine göreceli olarak) öyküler yazmayı tercih ediyor.

Edebiyat Yüklü Anlatım
İzmir Postası’nın Adamları adlı öykü, ki bu öykü kitaba da adını vermiş, bence kitaba adını verecek denli öne çıkan bir öykü değil. Ya da şöyle söylemek daha yerinde olacak; bu güzel öyküden çok daha güzel olan öyküler vardı kitaba adını verebilecek; öyleyse neden bu adı seçti? Bunu yazarı yanıtlayacaktır. Belki de kendisi gibi bir öykücü olan editörü Behçet Çelik’in bir seçimi.  Bana göre kitabın en çarpıcı öykülerinden biri Sürpriz Yumurtalar’dır ve kitaba da adını vermesi gereken öykü buydu. Neden? Çünkü içeriği, katmanları, güncelliği(savaş ve götürüsü, cinsellik, ekonomik sıkıntı gibi) ve bireyin iç yalnızlıklarını, çalkantılarını öne çıkarması açısından bunu hak eden bir öyküdür Sürpriz Yumurtalar. Bu öyküde az da olsa merak öğesini sürükleyen, Büke’nin üslubu dışında, bir de polisiye kurgudan faydalanması var. Gerçi bu polisiye kurgu baskın değil, hissettirilmiştir ve bu da sürükleyici olmasını veya öykünün, tam da durağanlaştığı noktada, sıçramasını sağlayan bir öge olarak kullanılmış.

Hemen her öyküdeki dikkat çekici anlatım, betimlemeler ve benzetmeler bu öyküde de var. “Kahverengi gözlerinin altında hafif koyulaşan makyajı, kırmızı ve etli dudaklarını ortaya çıkarmıştı. Uzun boynunu saran ince sarı zincirin ucundaki nazar damlası geniş ve çıplak bir ovaya düşmüş ay taşı gibi göz kırpıyordu. Siyah elbisesinin bıraktığı kıvrımlarının arasından göğüslerinin yarıda kesilmiş yükseltisi görülüyordu. Kalan yarısını kapatan gölgenin zirvesi Faruk’un yutkunmasına neden oldu.”(s.112) Gerçi birinci tümcede bir mantık sorunu var gibi ama yine de anlatımın güzelliğine gölge düşüremiyor.

Bu öyküde savaş (Irak işgali), ülkenin ekonomik yetersizliği ve bunun insanlara yansıması; küçük esnafın zor durumu ve bireyin içindeki bastırılmışlık, altı çizilen noktalar olarak belirmiş. Bunlara bir de sokakta işlenen cinayet eklenince Faruk intiharı kaçınılmaz bir son olarak görür. Keşke, sürpriz yumurtalar onu bu eyleminden vazgeçirseydi.

Foto Nuri’nin Resimli Hatıratı değişik öykülerden biri. Bu öykülerde hikayesi anlatılan kişilerin birer de vesikalık fotoğrafı var. Bu öykülerin sonunda, “yazarın ihmal edilebilir sonsözü” diye bir bölüm de var ki bence hiç gerek yoktu. Fotoğraf sahibi kimselerin zaten hikayeleri anlatılmış. Böyle bir ekleme hem iğreti durmuş hem de okuyucuyu öykü atmosferinden uzaklaştırmış.  Okuyucu elbette yazarı merak eder, ama bu merakını yazarın anlatılarından giderir.

Aynı öykünün bölümlerinden biri olan Clark Fehim’in Fena Sonu adlı bölüm(öykü) Foto Nuri’nin en güzel hatıralarından biri. Fehim’le Zeliha’nın ilişkisinin yeterince işlenmemiş olması öykü bitince bir hayal kırıklığı yaratıyor. Gerçi Ahmet Büke öyküyü okuyucu kafasında kendisi tamamlasın istemiş ama, onu tamamlayacak yeterli verileri anlatmamış. Okuyucu hiçbir zaman bu öyküyü tamamlayamayacaktır; çünkü soru işaretlerini kendi istediği yönde bile olsa gideremeyecektir.

Sözcük Seçimi
Ahmet Büke’de dikkatimi çeken dil konusunda, buna belki sözcük seçimi demek daha doğru olacak, kesinleşmiş bir çizginin olmayışı. Nafile, mesela, misal, müsebbip vaki, tevatür gibi sözcükleri kullanırken, bunların yerine Türkçelerini kullanırsam acaba tümcelerim bir şey kaybeder mi, diye sorması gerekirdi kendisine.

Kimi aksaklıklar da dikkati çekmiyor değil. “Az biraz düşündüm.”(s.101) Burada düşünmenin az mı, yoksa biraz mı olduğu belli değildir. Çünkü az ile biraz farklı anlamlar içermektedirler, her ne kadar ikisi de bir “az”lığı ifade etseler de. “30 Ağustos Bayramı” (s.4) Sözü de eksik yazılmıştır. 30 Ağustos diye bir bayramımız yoktur ama 30 Ağustos Zafer Bayramımız vardır.

“Şimdi anlatacağım dedemin hikayesidir.” (s.88) Hisaraltı Teşkilatı adlı öykü böyle başlıyor ve bundan hemen sonraki satırlarda dedesini anlattığı anlaşılıyor. Öyleyse öykünün başındaki bu ön not gibi duran tümceye hiç gerek yoktu; bunlar okuru, okumaktan soğutucu etkenlerdir. “Sızlayan pide gibi şişmiş ayaklarını uzatırdı.”(s14) Burada da sızlayan sıfatının kullanıldığı yer yanlıştır. Bu yanlış kullanımdan ötürü pidenin sızladığı anlamı çıkmaktadır ki, asıl iletilmek istenen ayağın sızlamasıdır. Öyleyse tümce şöyle olmalıydı: Pide gibi şişmiş sızlayan ayaklarını uzatırdı.

Tüm eksiklikler veya aksaklıklar yine de Ahmet Büke’nin “edebiyat” dolu satırlarını keyifle okumama engel olmadı. Kanat Kitap’ın Behçet Çelik ve Ahmet Büke gibi kısa zamanda ustalıklarını kanıtlayacak iki öykücüden sonra karşımıza hangi yazar veya yazarlarla çıkacağını doğrusu merakla bekliyorum.

Ahmet Büke, İzmir Postası’nın Adamları, Kanat Kitap, Öykü, 130 sayfa