sahinyildirim.com
   kitaplar arasında


__________kimdir

_______eleştiriler

_______söyleşiler

______denemeler

________öyküler

_kitaplar arasında

_________yapıtlar

_________iletişim


                                                                                                                                                                                                                                                                       

 

 

            

                           

 

Behçet Çelik

Düğün Birahanesi

Behçet Çelik, ilk öyküsünü on dokuz yaşında yayımlayan (Varlık’ta) bir yazar. Yazmayla ilgisini, kitabının başındaki küçük biyografisinden anlaşıldığına göre, hiç koparmamış; sürekli bir üretim içinde olmuş.  2004 yılı içinde dördüncü kitabı Düğün Birahanesi (Kanat Kitap) yayımlandı. Son kitabı yayımlanırken otuz iki yaşına basıyor yazar. Günümüzde genç yazarların, belki de genç yaşında yazar olanların sayısının gittikçe artması birçok soruyu ve sorunu da beraberinde getiriyor. Nitekim on dokuz yaşında kitap sahibi olanlar da var. Bakalım bunlardan ne kadarı geleceğe kalacak. Özellikle öyküde görece bir çoğulluğun dikkat çekmesi nüfusumuzun artışıyla mı, yayınevi sayısının çoğalmasıyla mı, yoksa edebiyat sevgisinin genelleşmesiyle mi açıklanacak? Belki de bütün bunları bir kenara bırakıp bunu yetenekli geçlerimiz var diye açıklayacak olanlar da çıkacaktır. Her ne ile açıklanırsa açıklansın ortada bir gerçek var: Öykü yazanlar çoğaldı ve ne yazık ki, bunların içinde okumaya değmeyecek olanlar da var. Şimdi bardağı bir de öbür taraftan görecek olursak şöyle diyebiliriz: Her ne ile açıklanacak olursa olsun, öykü yazanlar çoğaldı, sevindirici olansa bunların içinden sayısı az da olsa birkaçı geleceğe de kalacak gibi görünüyor. Bu iki yaklaşımın ikisinde de okuduğumuz zaman bizi sevindiren yazarlarla karşılaşmak mümkün. İşte Behçet Çelik! Gelecekteki yazın dünyamızın kapısını zorlayan ve orada kendine bir yer edinmeye çalışan, bunu da başaracak gibi görünen bir yazar. Kimilerine göre başarmış da sayılabilir. Ben bu kadar ileri gitmek istemiyorum; bunun iki nedeni var. Birincisi söylediklerimin kişisel görüşüm olması, ikincisiyse Behçet Çelik’i yakından tanımayışım. Onun neler yaptığını, yazmak ve yaratmak üstüne, yazın üstüne, sanat üstüne ne düşündüğünü bilemeyişim. Tam da bu noktada kimi yazarlara Behçet Çelik’i okumalarını öneririm.

Çok Katmanlılık Dikkat Çekici     
Düğün Birahanesi… Bu isim ilk anda insana farklı şeyler çağrıştırabiliyor, hatta ne demek bu, diye de sormadan edemiyorsunuz. İşin özünü kitabı okuyunca anlıyorsunuz. Bu kitapta on üç öykü var. Ötedeki adlı öykü hem kitabın ilk öyküsü hem de en uzunu, tam otuz dört sayfalık bir öykü. Diğerlerinin en uzunu sekiz sayfayı geçmiyor. Neden bu öykü diğerlerine göre uzun diye baktım. İyice okunduğunda Behçet Çelik’in öykülerinde gittikçe derinleşen derinleştikçe kendini ele veren çok katmanlılık var. Bu sözünü ettiğim öyküde de bu durum söz konusu aslında. Yazar bu öyküde giderek derine iniyor, insanın iç dünyasının katmanlarına dokunmaya çalışıyor. Eğer dikkatli okunmazsa bu katmanlar kendini ele vermiyor. Bir örnek: “Bu sıvasız evleri buradan aldıkları eşyayla güzelleştirmeye çalışıyor olmalıydı insanlar. İçerideki koltuk takımlarını bir evin içinde düşündü. Aklına ilk gelen ‘kasvet’ sözcüğü oldu. Yine de bunları alanlar eşyayı yerleştirdiklerinde mutlulukla bakacaklardı. Mutlulukları duvarlardan yağmur sularının sızmasıyla çatırdamaya başlayacaktı. Kadın, kocasının sigarasını düşürüp çekyatın kumaşında küçük bir delik açtığında evden soğumaya başlayacak, adam da, karısının sevişirken yatak odasının perdelerinin kirlendiğini söylediği gün anlayacaktı bu işin yürümeyeceğini. Yine de bu koltuk takımında misafir ağırlayacaklar, şu dolaba yerleştirdikleri bardaklarla çay sunacaklardı. Bir adı vardı o dolabın ama anımsayamadı o an. Çekyat oturma odasında duracaktı, yatıya gelenler orada yatacaktı. Misafir yokken o odada sürecekti yaşamları. Çocukları olacaktı, en az üç tane. Adam akşamları ya kahveye çıkacaktı, ya meyhaneye. Ramazanları da teraviye… Yaşlandıklarını yemek masasının gittikçe daha zor açılır olmasından anlayacaklardı.” (s. 37-38)

Neler anlatıyor Behçet Çelik?
Genel olarak orta sınıfın öyküleri diyebiliriz ama bu genellememizi bozan iki öykü var kitapta. Çünkü o iki öyküde, biri oldukça zengin, ama zenginliğinden memnun olmayan yaşlı bir adamı anlatan Ne Oldumsa öyküsüyle, diğeri ise babasının iş yerinde genel müdür yardımcısı olan bir genç kızı anlatan Hepsi Bir öyküsünde hiç de bildiğimiz anlamda o orta sınıfın insanları yok. Bunlar dışındaki öykülerde hep bildiğimiz, çevremizde sürekli karşılaşabileceğimiz, bizim mahallelerden insanlar var. Onların üzüntüleri, önem verdikleri, en önemlisi de yalnızlıkları, kırgınlıkları, yaşama karşı tutunmak isteyen çabaları var.
Birkaç öyküye değinmek gerekirse, Soğuk Bir ateş’te, kendi gerçekleştiremediklerini oğlunun gerçekleştirmesini isteyen bir baba var. Kendisi ideallerini gerçekleştirememiştir. Ama oğlu büyüyünce onun gençken yapamadıklarını o yapacaktır. Onun için baba oğlunun okuması, ideallerinin olması, yurt dışına açılması gibi eylemleri gerçekleştirsin diye hiçbir özveriden kaçmamıştır. Sonuç baba için hüsrandır. Çünkü oğlu kendisinden de beter olmuştur; içine kapanık, haline razı, umursamayan, kendinden geçmiş… Çünkü, “Tutkusu, ideali yoktu oğlunun.” (s.36) Baba, hatasını anlar. “İyi okullarda okutmak, iyi harçlık vermek, üst baş almak değildi babalık; tutkuları paylaşmak, onları vermekti. Verememişti.” (s.37) Gerçi, çocukların hayalleri de çalınmıştır, ona engel olunmamıştır. Belki sistem de suçludur babaya göre, ama suçu sisteme de yıkmak doğru olmayacaktır; oğlunun gördüğü örnek babasıdır. Baba, yalnızdır, bir başka açıdan bakıldığında öyküye. Bu yalnızlığını da kimse avutamayacaktır. Oğlunun ona bir yabancı gibi ya da oldukça soğuk davranması bu yalnızlığı da artırmaktan başka bir şeye yaramayacaktır. İdealleri olsun ve gitsin bu küçük yerlerden diye çırpınan baba sonunda oğluyla aynı masada oturup sustuklarını fark eder. Bu durum baba için yalnızlığını koyulaştırmaktan başka bir şey değildir.
Ya Alkol Olmasaydı, yaşantımızda ilişkilerimizin ne derece yüzeyselleştiğini göstermesi açısından güzel bir öykü. “Yalnızca Aytül, insanların her şeyde bir karşılık beklemelerinden  bunaldığını söylemişti. ‘Bizim ev her zaman, herkese açık, ama her gelen bizim de onlara iade-i ziyarete gitmemizi bekliyor,’ demişti. ‘Ne bu ya? Arkadaş mıyız, diplomatik misyon şefi miyiz, anlamadım!” (s.63) Aslında ilişkilerimiz zayıfladığında yapılacak olanın yapılması kaçınılmazdır; belki bırakıp gitmek.Ya Alkol Olmasaydı öyküsü şu satırla biter: “ ‘Ben yürüyeceğim,’ deyip, sırtını döndü, yürüdü.” (s.67) Bu tümceyle Sezai’nin artık eşine ve eşiyle birlikte geride ne varsa hepsine sırtını döndüğünü, geriye gelip gelmeyeceğininse belli olmadığı çıkıyor ortaya. Ne var ki, gitti demiyor yazar, yürüdü diyor. Bunda Sezai’nin geri gelme olasılığı olsa da, ben yürüyeceğim, sözünden geri dönse de eskisi gibi olmayacağı anlaşılmaktadır. Öykü son satırda genişliyor, çoğalıyor, derinleşiyor; belki de asıl öykü son tümcede başlıyor.

İz Bırakmak
Dil bakımından kimi yanlışları da var Çelik’in. Fakat o yanlışların sayısı çok az olduğu için söyleme gereği duymuyorum. Kitabın derinliği içinde pek de dile getirilecek türden yanlışlar gibi gelmiyor bana. O bakımdan onları göz ardı etmeyi daha doğru buluyorum. Dedim ya, sayısı zaten az.
Düğün Birahanesi, yaşama karşı dik durmaya çalışan insanların öykülerinden oluşuyor. Ortalama yaşam standartlarına bile sahip olmayan biri, zengin bir esnaf ya da küçük bir ticaretçi de olsa; hepsinin yapmaya çalıştıkları tutunabilmek…
“İnsanın geçmişte de kalsa, anımsadıkça mutlu olduğu zamanlar olmalı. Onları da yitirirse her şey yaşanmamış gibi olmaz mı? Bir arkadaşım var; ‘Zaman iz bırakır mı?’ diye sorar durur önüne gelene. Anlaşılan bırakıyordu, ama zamanla silinebiliyordu bu iz. Bazen üzerinden geçmek gerekiyordu.” (s.70” Böyle diyor Behçet Çelik. Ben de  onun, silinmeye yüz tutmuş izler üzerinden yeniden geçtiğini düşünüyorum bu kitabıyla. Bir farkla, burada üzerinden geçilen izler mutlu zamanlara ait izler değil.

Behçet Çelik, Düğün Birahanesi, Kanat Kitap,110 sayfa.