sahinyildirim.com
   kitaplar arasında


__________kimdir

_______eleştiriler

_______söyleşiler

______denemeler

________öyküler

_kitaplar arasında

_________yapıtlar

_________iletişim


                                                                                                                                                                                                                                                                       

 

 

            

                           

 

                                                Bir Öykü Kitabı “Özel Cezaevi”
Kemal Demirel, yazın dünyamızın (alınmayacağını düşünerek) en eskilerinden. Yazar, önümüzdeki yıl sekseninci yaşına basacak. Sekseninci yaşında da kırk yıllık bir “yazın adamlığını” geride bırakmış olacak. Demirel, azımsanmayacak kadar çok deneme, oyun, senaryo ve romanla da kendine özgü bir yer edinmiş, dil üzerinde özenle duran bir yazın işçisi. Okurlar onu daha çok Piano Piano Bacaksız (anı-roman, Dünya Kitapları) filmiyle anımsayacaklardır.

Oyunlar, denemeler, romanlar, senaryolar içinde farklı bir yere oturacağını düşündüğüm Özel Cezaevi (Dünya Kitapları) adlı yapıtı dokuz öyküden oluşan son kitabı ve bir öyküler toplamı. Neden farklı bir yerde durduğuna gelince:
Her şeyden önce bu dokuz öykünün tamamında bir düşünce ağırlığını ve dil konusunda ne kadar özenli durulduğunu hemen fark etmek mümkün. Bunları hiç önemsemeyen bir okur bile Özel Cezaevi’ni okuduğunda bunun ayrımına varacaktır. Sonra öykülerin kimi epey uzunken kimi de oldukça kısa. Buradan, yazarın bir ana fikri ne zaman iyice belirginleştirdiği sonucuna varmışsa o zaman öyküsünü bitirmiş olduğu varsayımına gitmek olası. 

Bilinç Yaratmaya Çalışan Öyküler
Bu öykülerde bir şey eksik: duygu yoğunluğu. Bu bir kusur değil elbet; yazınımızdaki onca öykü kitabı arasında Özel Cezaevi’ni okuyunca insana daha çok öğretici, belki de fark ettirici bir yapıt gibi geliyor. Kemal Demirel, insanların artık uyanmalarını; bir biçimde seslerini çıkarmalarını, insan olmamızdan kaynaklanan eksikliklerimizi görmemizi sağlamaya çalışıyor. Denebilir ki bir “bilinç” yaratmaya çalışıyor yazar. Düşünce ağırlıklı olunca biraz kuru gibi gelse de gerçekte, günlük yaşamın hay huyu içinde göremediğimiz ya da görüp de ‘bana ne’ deyip geçtiğimiz kimi durumları, olayları yeniden anlatıyor ve bunların aslında bizim insan olmamızla ne kadar yakından ilişkili olduğunu göstermeye, böylece doğruları yeniden gözden geçirmemiz gerektiğini düşünmeye çağırıyor okurlarını.

Bu öyküleri okuyunca Kemal Demirel’in kaygılarının birçok yazardan farklı olduğunu görüyor insan. Bu kaygılar öykülerinde doğrudan verilmiş. Kitaba da adını veren Özel Cezaevi, kendisini; kendi insanlığını yeniden bulmak isteyen birinin gönüllü olarak girdiği bir cezaevini anlatıyor. Bu cezaevine girmek isteyen belli bir ücret karşılığında oraya kabul ediliyor. Öykünün bu kurmaca tarafını bir kenara bırakırsak, niçin böyle bir cezaevi var; niçin insan oraya girmek ister, sorularına yanıt aramaya koyulunca öykü kişilerinin sözleri bizi bu sorular konusunda aydınlatmaya yetiyor. “Yeniden kursak bir dünya, sahi sahi bir dünya?” (s.19) Aslında sorun insan’ın kendisini görememesi, gücünü henüz tanımayışıdır. Tüm sorunlar insanda başladığı gibi tüm çözümler de insanda vardır. “Susayanlar kendinden başka yerde arıyorsa suyu, ne yapabiliriz ki…” (s.20) dememek için kişinin kendisini tanıması, belki de yeniden kendine dönmesi gerekmektedir. Aksi takdirde insan kendisini “ölmüş” biri olarak görmelidir. Nitekim, öyküde bu durumda olan, yani kendisi olamayan bir insanın ölüm töreninde, töreni yöneten din adamının yardımcısı, ölen kimse için “Yaşamak için gerekli olan en önemli şey eksik onda.” demektedir. Bu ölümün nedenini merak eden öykü kişisi, o törenden ayrılırken içinden yükselen sesi dinler: “Kendiyle olmak… Kendindeki insanla dost olmak… bu güçle dolmak… onu yaşamak… beklemek…beklerken yaşatabilecek olanı bulmak…” (s.23) Yaşamak için eksik olan da budur.

Kukla” da aynı Özel Cezaevi’ndeki gibi insanın kendisini tanımasını, bilmesini ve ona göre yaşamasını imleyen bir öykü. Unutulmuş bir kukla, yalnız ve belki de cesaretsiz, kimi zaman korkak davranan bir insana, ‘insan olduğu’ gerçeğini fark ettiriyor. Bu farkındalığı gerçekleştirdikten sonra o insana şöyle diyor: “Beni kağıdıma sar ve aynı yere bırak. Belki bir gün başkasına da gerekli olurum.” Kukla, unutulmuş bir oyuncaktır aslında.

Yüzü Kendisinin Olmayanın Gözü de Kendisinin Olmaz…
Kemal Demirel, öykülerinde izleklerini gittikçe yoğunlaştırmaya, derinleştirmeye çalışıyor. Duvarlar Ardındaki Eksiksiz İnsanlar Kenti’nde insanların niçin yüzlerinde bir maskeyle dolaştıklarını sergiliyor ve “insan”ın kendi yüzüyle var olabileceği gerçeğini dile getiriyor. Günlük yaşamda “yüzsüz insan” deyip de geçtiğimiz bu sözün derinliğine iniyor, bu yüzsüzlüğün özellikle yöneticilerde ne kadar belirgin olduğunu belirtiyor. “İnsanlarda, özellikle de yöneticiler arasında, yüzü kendi yüzü olan insan yok.” Peki, Duvarlar Ardındaki Eksiksiz İnsanlar Kenti’nin insanları ne yapmaya çalışıyor? “Bizler, bu kenti ve bitmez tükenmez olanaklarımızı kullanarak bu eksiğimizi gidermeye umar arıyoruz…” (s.51)
Yüz kendimizin olmak zorunda. Öyle olmadığında iç dünyamız da bizim olmayacaktır. Çünkü, “yüzü kendi yüzü olmayanın gözü de kendi gözü olmaz. Bunlar ayrı ayrı şeyler değildir.” (s.53)
Öykülerinde sadece bir “farkındalık” yaratmaya çalışmıyor Demirel, çağrışımlarla düşünmeye de yöneltiyor okurunu. “Düşünün bir kez… Zenginlik ve ün simgeleyen keskin köşeler, simetri… Milyonlarca insan koşuyor bu köşelerin ardından, değil mi?” (s.50)
Kemal Demirel, insanların yüzsüzlüğü, kişiliksizliği, korkaklığı yanında yaşama karşı net duramayışını da inceden inceye eleştiriyor bu öykü kitabında. Gerçi bunları yerine getirmeye çalışanlar da “kaşınanlar” olarak nitelendiriliyor toplumumuzda ama önemli olan kendisine inanmak. Kendisine inananlar başkaları tarafından “kaşınanlar” olarak görülse de bundan vazgeçmemeleri gerekiyor. Yöneticiler, her zaman, onları düşünmeye, doğruları göstermeye çalışan aydınları dışlayacaklardır; onlara bir isim takmakta gecikmeyecektir; tıpkı Kaşınanlar Koğuşu’nda olduğu gibi, “ ‘Kaşınanlar arasında yazarlar, ressamlar, doktorlar, öğretmenler olduğu gibi, iş adamları da vardır,’ diyordu Yönetici.”(s.55) İnsan, “insan” olduğu gerçeğini hiç unutmamalı.

Kemal Demirel, Özel Cezaevi, Dünya Kitapları, öykü, 86 s.

Cumhuriyet Kitap, 27.01.2005