sahinyildirim.com |
| kitaplar arasında |
__________kimdir _______eleştiriler _______söyleşiler ______denemeler ________öyküler _________yapıtlar _________iletişim |
|
|
|
Orhan Duru’dan Durgun Ve İşsiz Nelere değinmiş veya dokunmuş gibi soru da gelebilir akla. Yine öyle sistemli, birbirini tamamlayan konular bütünlüğünden söz edilemez. Her yazı bambaşka bir düşünceye, duyguya götürüyor insanı. Aklına geleni değil de aklına takılanı yazmış dersek yanlış bir belirme yapmış olmayız. Elbet dünyaya, insana, politikaya, sisteme ilişkin alaycı söylemleri var: “Biz bu korkunç savaş eylemini, kentlerin tepesinde dolaşan ve ülkenin nesi varsa onu havaya uçuran bomba ve füzelerin patlayışını, küreselleşmiş dünyanın egemen politikacılarının savaş çığırtkanı söylevlerini ve yüksek rütbeli iken emekliye ayrılan komutanların değerlendirmelerini ya da değersizlendirmelerini dinledik. Komşu ülkenin başkenti, tarihi yapıları, köprüleri yerle bir edildi. İnsanlar ölüm yağmuru altında can derdine düştüler, kadın çoluk çocuk öldürüldüler. Bizler ise uzaklardaki savaşı medyatik bir biçimde yüreğimiz yanarak ekranlardan izledik.” (s.22) Orhan Duru’nun kendine özgü üslubuyla anlattığı konular dikkatinizi çekmese bile o anlatış biçimi sizi metne bağlıyor: “Akdeniz adasındaki postacı ise gönlünü kaptırır genç bir kıza ve başvurur adada yaşayan ünlü şaire ve ister ondan öğrenmek şiir yazarak baştan çıkarmayı taze genç kızı. Oysa şair de tutkun fena halde ve coşkulu bir biçimde aynı kıza… Müvezzi şairden metafor sözcüğünün anlamını öğrenmeye çalışır, şair ise bu gizemi gizli tutar etkin bir biçimde. Müvezzi ya da postacı, metaforu eğretilerken yurtdışında ucuz bir turla Güney Amerika gezisinde alışveriş yaparken genç kıza fena halde leman olarak o da çarpılır. Oysa kızın adı Melan’dır ve aşk yüzünden melankoliye kaptırmıştır kendini.”(s.25) Denemeden çok öykü tadında okunacak yazlardan oluşan Durgun ve İşsiz’de öyle metinler var ki onlara deneme demek mümkün değil. Bu bir eksiklik değil tabii ki. Bir güzelliktir de deneme adına. Çünkü bildiğimiz o deneme kalıplarının oldukça dışında bir tutumla yazıyor yazılarını Duru. Sözgelimi: Zaman zaman birileri öne çıkıp ucube ucube şeyler sunuyor bize ve biz toplum olarak o ucube şeylere çok çabuk aldanıyoruz. Bir süre sonra ondan şikayet eder duruma gelsek de iş işten geçmiş oluyor. İşte televizyonlardaki gelin kaynana programları ya da kızlarla erkekleri bir eve yerleştirip onları birbirine pazarlamaya çalışma tutumları. Küçükken gittiğim hayvanat bahçesinde bir kafesin içinde birkaç maymun birbirine girmişti. Yanımdaki büyüklerden biri görevliye bu maymunların niçin birbiriyle kavga ettiğini sormuştu. Görevli: “O maymunların bir kısmı erkek bir kısmı dişi, çiftleşsinler, birbirlerinin eşini bulsunlar diye bir araya koyduk. Onlar eşlerini bulana kadar bu kavga sürer, bir de beğendiklerini başka maymuna kaptırmamak için böyle kavga ederler. Ama bir süre sonra bunların hepsi biter, eş eşini bulur yani.” demişti. İzleyenlere bu maymun gösterilerini reva gören televizyonculara mı maymun demeli, yoksa bu maymunluğu kabul edenlere mi? Peki, bunları izlemekten zevk alanlara ne diyeceğiz? Anlamsız anlamsız şarkı sözleriyle birden “gündem”imize oturan şarkıcılara ne demeli? Yoksa bizim “gündem”imize mi laf etmeli? Öyle ya, gündemimiz bu kadar hafifliği kaldırdığına göre. Her yazar aydın gibi Orhan Duru da insanı, insanlığı ilgilendiren sorunlara kayıtsız kalamıyor. Bu bazen savaş olabiliyor, bazen dünyanın geleceği, bazen yaygın ve salgın bir grip salgını da… Yazarlar, aydınlar bir çözüm sıralayıcılar değillerdir. Ama sorunları görmek, onları dile getirmek ve bu konularda bir bilinç, belki bir kamuoyu oluşturmak onların görevlerindendir. Çünkü aydın olmak sorumluluk, bilinç ve özveri gerektirir. Bu yüzden onlara aydın demez miyiz. Dünyamız gelecekte çeşitli tehlikelerle, belki de yok olma felaketiyle karşı karşıya kalacaktır. Yazar bilim adamı olmadığı için çözümü gösteremeyebilir, ama sezgileri, deneyimleri, birikimleri ve beyinsel üretimi sayesinde çeşitli öneriler sunabilir. Bunlar kabul görür veya görmez; aydın bunlara bakmaz, o yüzden çözümlerden çok sorunları dile getirir ve onlar üzerine yoğunlaşılmasını ister. Doğaldır ki her aydının bir yoğurt yiyişi vardır: “ Televizyon sunucusu ekrandan uzanıp Avrupa ve Balkanlar üzerinden bir sıcak hava dalgasının gelmekte olduğunu söylüyor. Hep de Avrupa ve Balkanlardan gelir bu meret. Soğuk hava dalgaları da, yağışlı havalar da. Bize her şey Avrupa’dan ve Balkanlar’dan gelir. Şimdiye kadar Doğu’dan ve Asya’dan bir şeyler geldiğini duymadık. Belki geliyor ama söylemiyorlar bize. Evet sunucunun dediği oluyor. Sıcak hava dalgası bir fırın kapağı gibi geliyor üzerimize. Kapılar vuruyor, pencere kepenkleri çarpıyor birbirine, saksılar devriliyor. Tam bir cehennem ısısının ortasına düşmüş gibi oluyorum. Artık kurtuluş yok. Ozon tabakası yırtıldı, karbondioksit çoğalıyor, ormanlar azalıyor, bir an önce buharlaşıp yok olmadan, bulabilirsek serin sulara dönmeliyiz.”(s.85) Orhan Duru, birçok şeye çağrışımlar yoluyla dokunuyor, dokunduruyor; bu onun tarzı; denemelerindeki tarzı. Kimi zaman da ‘muzip’likler yapıyor, okurunu güldürüyor, güldürürken de aklına soru imleri koymadan duramıyor; böylece varmak istediği noktaya varıyor; sadece kendisi değil okurunu da düşünmeye itiyor. Durgun ve İşsiz belki de bu özelliklerinden ötürü herkes tarafından okunmayı hak ediyor. Orhan Duru, Durgun ve İşsiz, Dünya Kitapları, Denemeler. |
|||