sahinyildirim.com
   kitaplar arasında


__________kimdir

_______eleştiriler

_______söyleşiler

______denemeler

________öyküler

_kitaplar arasında

_________yapıtlar

_________iletişim


                                                                                                                                                                                                                                                                       

 

 

            

                           

Öykümüze Bir Ses Daha

                                                                                                  Cem Atbaşoğlu’ndan

            Öykü edebiyatımıza yeni bir ses daha katıldı; Ses öykü kitabı ile Cem Atbaşoğlu. Ses’te (Can Yay., 2005) her öykü oldukça farklı; bu farklılık yazarın her öyküde yeni bir şeyi denemeye giriştiği biçiminde algılanabilir. Denen her ‘yeni’de bir ustalık da dikkat çekmiyor değil. Farklılıkları öyküsünün temasıyla bütünleştirmiş; sırıtmıyor; yazarına özgü duruyor her yeniliği Atbaşoğlu’nun. Biçimdeki farklı denemelerini dilde ve anlatımda da göstermiş. Zaman zaman tümceleri kırmış, eksik bırakmış, bazen tek sözcükle yetinmiş; anlatmak istediğini daha özgün anlatma isteği olarak görülebilir bunlar.

Kitabın son dört öyküsü, birer sayfayı geçmeyecek kadar kısa. Bunları kısa/kısa kısa öykü diye adlandıranlar da olabilir, ama buna pek sıcak bakmadığımı belirtmeliyim. O dört öykünün diğerlerindeki etki düzeyini yakalayamadıkları açık. Ne var ki, kendi içinde bakıldığında onlar da ‘iyi öykü’lerden.

Öyküler genel olarak, yaşamın içinde kendi halinde, kendi yalnızlığında ömrünü tüketen insanların anlarını anlatıyor; onların bir durum karşısındaki sıradan tavırlarını, bu sıradanlıkların aslında ne kadar belirleyici olduğunu dile getiriyor. Sait Faik’e benzeyen ya da benzemek isteyen bir tutum dikkat çekiyor Cem Atbaşoğlu’nda. Özellikle Göçmen öyküsünü okurken Sait Faik’i aklımdan çıkaramadım. Atbaşoğlu, kalabalığın içinden seçtiği üç beş kişiyi kendi anladığı, düşündüğü biçimde anlatıyor, ama okurken o kişilerin bize ne kadar yakın olduğu duygusundan sıyrılamıyor insan.

Şiirin o ritmik gücünden de yararlanmış, hem de bol bol. Özellikle Göçmen ve İkna öykülerinde bu şiirsellik gözden kaçacak gibi değil.

İkna öyküsü karşılıklı konuşma biçiminde tasarlanmış. Bunlar bir şiirin parçaları gibi duruyor; dolayısıyla anlamdan çok sessel bir akış öne çıkıyor; ancak son paragrafa gelindiğinde anlamın daha güçlü olduğu görülüyor, güzel ve yeni bir benzetmeyle: “Şimdi, çiviyi yamultmadan çakanın, on üç rekâtı kaytarmadan kılanın, ölüsünü usulüne göre gömenin bakışını istiyorum yüzüme. Sağlam selamlar vereceğim herkese.” (s.71)

Sakarlık, geriye doğru zihinsel yolculukların yapıldığı bir öykü. Bu yolculuklarda yakaladığı ayrıntılar, görüntüler, imgeler önemli olsa da, bunları bir yalınlık içinde vermede zorlanıyor Atbaşoğlu. Ayrıntılar birbirine karışıyor; okur hangi zamanda olduğunu yitiriyor; bu anlamda durumların ayıklanmasına, belki bundan da önemlisi kurgunun daha netleşmesine gereksinim duyuluyor.

Asıl özgürlük dilini kullanabilmek, bu dilde konuşabilecek insanlarla birlikte olmaktır demeye getiriliyor Havadan Sudan’da. Yabancılık duygusu, çok iyi bilinen bir dil ve hiçbir şey anlatamamak… İletişim kurmada güçlük; yani, insanın kendi dilini kullanamaması/kullanmasına karşın bir şey anlatamaması…

En sona konulan öykü ilk öyküyle aynı adı taşıyor: Ses. Sondaki Ses’in ilk Ses’in devamı gibi durduğu kesin; ama tek başına, bir öykü gibi düşünülmüş; değil. “Aslolan sestir. Sözden bir şey çıkmıyor.” Bu iki tümce bir öykü olmaktan çok, ilk öykünün ve tüm kitabın ana fikrine uygun bir veciz(özlü) sözdür. Kapağa veya kitabın ilk sayfasına yazılsaydı çok daha anlamlı olacaktı.

Cem Atbaşoğlu’nun Ses adlı öykü kitabı, bana öyle geliyor ki, farklılığıyla yer edinecek kendine öykü evrenimizde.


Agora dergisi,..... 2005