sahinyildirim.com |
| kitaplar arasında |
__________kimdir _______eleştiriler _______söyleşiler ______denemeler ________öyküler _________yapıtlar _________iletişim |
|
|
|
Faruk Duman’dan “Dil” Öyküleri; Keder Atlısı Faruk Duman’ın her yeni kitabını okudukça dilde ne kadar hızlı bir gelişim gösterdiğine tanık oluyorum. Şaşırıyorum, seviniyorum da anadilim adına. Bir dilin ne kadar güzel olduğunu o dilin kendisi mi ortaya koyar; yoksa o dilin yazarları mı? Dil ne kadar iyi olursa olsun, ancak bir yazarın kaleminde bunu gösterebilir. Faruk Duman Türkçe’nin sınırlarının ne geniş olduğunu göstermekle birlikte kendisinin de bunu bildiğini, bu genişlikten, derinlikten, dilimize özgü “tat”tan haberdar olduğunu ve bundan alabildiğine yararlandığını koyuyor ortaya Keder Atlısı’nda. Keder Atlısı’nı okuyup da diline hayran olmamak elde değil. Demek yalnız dille de öykü yazılabiliyor; çünkü onun öykülerini okuduğunuzda aklınızda kurgu, olay, teknik, kişiler, zaman, yer gibi ayrıntılar yeterince kalmıyor; aklınızda bir dilin güzelliği… Faruk Duman’da dil donuk, bilinen kalıpları içinde, sert, katı değil; eğilen, bükülen, esnek bir şey. Bu özellikleridir öykülerinin her okuyanda farklı çağrışımlar yaratması. Elbet bu bir “ustalık”tır; yetkinliktir. O yetkinliğe ulaşmak için de uzun çabalar harcamak gerekir; Faruk Duman sürekli bu çabanın içinde olduğunu gösteriyor. Dil, biçim ve anlatımın bir bütünlük içinde sunulması, yazarın yalnız dile değil, biçime de kafa yorduğunu gösteriyor. Masal Tadında Öyküler Gözden Kaçanlar Anlatım açısından gerekli olmayan tümceler gözden kaçmış olmalı. “Sonra gidip iştahlı yemekler pişiriyor, esanslar ayırt ediyordu kendine.” (s.92) Burada iştahlı sözcüğü yanlış kullanımından ötürü “esanslar”ın da bir sıfatıymış gibi duruyor; öyle olmadığını bildiğimiz halde. Ayrıca iştahlı yemekler denmez diye biliyorum. İştah açıcı ya da iştahla yenilen denilebilirdi. “Atının üzerinde metal bir zırh vardı. Zırh kar süpürüyordu, zaten bacakları da görünmüyordu atın.” (s.93)Bu tümcelere bakıldığında, zaten bacakları da görünmüyordu atın, sözünün fazlalık olduğu görülebiliyor. Zırh atın üzerindedir ve kar’ı süpürmektedir; öyleyse atın, karnına kadar kara gömüldüğü açıktır, buradan hareketle ayakların görünmediğini söylemeye gerek yoktu. Göz öyküsünde dikkati çeken bir şey daha var: Anlatıcı eskiden sevdiği Arzu’yu sorar arkadaşına, Arzu’nun şişmanladığını öğrenir ondan, daha başka şeylerle birlikte. Şöyle der anlatıcı o öğrendiği bilgilerden sonra: “İnanamadım; hepsi iyiydi, tamamdı, ama Arzu’yu şişman düşünemedim. Nasıl olurdu? Bir şey olmuş olmalıydı, bir hastalık geçirmişti belki; postaneye gitmeye karar verdim.” (s.25) Anlatıcının eskiden sevdiği birini görmek istemesini kendi içinde böyle bir gerekçeye dayandırması pek inandırıcı gelmiyor. Postaneye gitme dayanağı olarak onun şişmanlamasını kullanması oldukça zayıf bir gerekçe olarak duruyor. Nitekim iki sayfa sonra anlatıcının postaneye gittiğini, Arzu’yu gördüğünü ama şişmanlığından ya da dış görünüşünden hiç söz etmediğini okuyoruz. Demek ki, sözünü ettiğimiz gerekçe yazara da inandırıcı gelmemiş. Bu bir “gözden kaçma”dır tabii ki. Dokuya Uymayan Öyküler ‘Anlatılabilemez’ Öyküler Şu da bir yöntemdir Faruk Duman’ın öykülerindeki dilin Türkçenin doruğuna ulaşan bir dil olduğunu anlamak için: Onun öykülerini okuyup bir başkasına anlatınız. Göreceksiniz, siz o öyküleri anlatamayacaksınız, illa da anlatmak istediğinizde kendi sözcüklerinizle, kendi tümcelerinizle anlatmaya kalkışacaksınız. Çünkü çok ustaca kullanılan bir dili çevirmek bir yana onu anlatabilmek bile o kertede ustalık ister. Yani, Faruk Duman’ın öyküleri biraz da “anlatılabilemez” öykülerdir dilinden ötürü. “Ben ancak benim kalemimden okunursa tadına varılacak öyküler yazmak isterim.” *** diyor yazar. Gerçekten de o yazdığı için tadına varıla varıla okunacak öyküler çıkmış Keder Atlısı’nda. * Faruk Duman’la Söyleşi, Hasan Özkılıç, Agora dergisi,sayı 39,Eylül-Ekim 2004
|
|||